15 Eylül 2011 Perşembe

BAŞKENTİN AMBLEMİ: HİTİT GÜNEŞİ

TARİH siyasete alet edilebilir mi? Bence edilemez ve edilmemelidir! Bunu objektif bir TARİH öğrencisi olarak söylüyorum: TARİH siyasete alet edilemez! Edilirse içinden çıkılamaz durumlara sürükler insanı... Fakat TARİH'in siyasetle hiç mi ilişkisi yok? Elbette ki var. Çünkü her ikisi de insanla ilgili olan alanlar söz konusu olduğunda bir "ilişkisizlik" durumundan bahsedilemez. "İnsan" dediğimiz kavramın bir geçmişi var mı? Geçmişte ve günümüzde çeşitli şekillerde yönetmiş ve yönetilmiş mi? TARİH'i de siyaseti de yapan, yani her ikisinin de öznesi insan mı? O zaman "TARİH ve siyaset arasında hiçbir ilişki yoktur" diyemeyiz. Nedir peki bu ilişki? TARİH mi siyasetten, yoksa siyaset mi TARİH'ten yararlanır? Lise kitaplarında TARİH'e yardımcı bilimler konusunda siyasetin de adı zikredilir. Fakat öğrenci TARİH bölümüne başladığında bir de bakar ki aslında TARİH'in siyasetten aldıkları, siyasetin TARİH'ten aldıklarının yanında solda sıfır kalıyor. Bu durumda tam bir "tavuk mu yumurtadan yumurta mı tavuktan" sendromu ister istemez yaşanıyor. Aslında ikisi de birbirini etkiler, birbirlerinden yararlanır. Ancak TARİH'in siyasete yön verme gibi bir misyonu da vardır. Eğer TARİH ve Tarihçiler olmaz ise o ülkenin siyasetçileri geçmişte yaşanmış acı tecrübelerden nasıl ders alabilirler?
Bu kadar uzun bir girişi aslında şunun için yaptım: Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Melih Gökçek'in senelerden beri yapmaya çalıştığı amblem değişikliğine karşı duruşumu gösterebilmek için. Melih Gökçek'in bağlı olduğu malum parti, kendi menfaatleri söz konusu olduğunda sadece demokrasiye değil dinlere de "araç" gözüyle bakabilen bir zihniyetle yönetilen bir partidir. Gerçeği söylemek gerekirse, naçizane ben Melih Gökçek'in TARİH'e hele ki Eskiçağ Tarihi'ne saygı duymasını asla beklemem. Neymiş efendim "Hitit Güneşi hiçbir zaman Ankara'nın simgesi olmamıştır, bundan sonra da olamayacak!"mış. Bu kadarına da pes doğrusu... Hitit Güneşi, zaten Ankara'nın değil bütün Anadolu'nun simgesidir ve daha binlerce yıllar boyunca da simgesi olacaktır. Ama Melih Gökçek'in kastettiği Hitit Güneşi'nin hiçbir zaman Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin amblemi olmayışı ise bu daha da vahim bir durumdur. Kendisini aynı belediyenin 1973 tarihli Belediye Meclisi kararlarına bakmasını davet ediyorum. Çok zor bir iş değil: Alt tarafı belediye binasının içinde Arşiv Dairesi'ne gidecek, bakacak. Üşeniyorsa birini göndersin!
Nasıl ki iktidar partisi yarın TARİH önünde hesap verecekse Melih Gökçek de Hititleri devlet hâline getiren ilk kralları I. Hattuşili'nin huzurunda hesap verecek öbür dünyada! Gökçek şimdiden cevaplarını hazırlasa iyi olur!   

1 Eylül 2011 Perşembe

2 EYLÜL

Bugün 2 Eylül 2011... İşte size TARİH'ten birkaç kesit...

2 Eylül 421 : Roma İmparatoru III. Constantius'un ölümü. III. Constantius, ileride Roma İmparatoru olacak olan III. Valentinianus'un babasıydı.

2 Eylül 1633 : Büyük İstanbul Yangını. Cibali'de başlayan yangında 20.000'in üzerinde bina kül oldu. Kâtib Çelebi'ye göre "şehrin beşte biri yandı".
2 Eylül 1666 : Büyük Londra Yangını başladı. 3 gün süren yangında 13.200 ev ve 87 kilise kül oldu.

NOT: Evet, son yazdığım iki olay Eskiçağ Tarihi ile ilgili değil. Fakat TARİH'teki sayılı ilginç benzerlikten biri olduğu için yazmış bulundum. Son yazdığım her iki olay da "Yeni Çağ" olarak adlandırılan dönemin içerisinde gerçekleşmişti. Fakat olayların bilançolarına bakıldığında "Yeni" denilen bu çağda hem Asya kıtasında (Osmanlı İmparatorluğu'ndan kasıt Asya), hem de Avrupa kıtasında (hem de "üzerinde Güneş batmayan imparatorluk"ta) birer itfaiye teşkilatının olmadığı açıkça görülür. İtfaiye teşkilatının bile olmadığı bir çağ, sizce neye göre "Yeni"dir? Ya da şöyle sorayım: Sizce, kendisini bugün Dünya'nın efendisi sayan Avrupalılar (burada siyasetçilerini kast ediyorum), daha itfaiye teşkilatı olmayan bir çağa neden "Yeni" diyorlar? Benim naçizane görüşüm, itfaiyesi bile olmayan bir çağ, yani halkın can ve mal güvenliğini sağlayamayan bir çağ, Skolastik Orta Çağ'dan hatta ve hatta İlk Çağ'dan bile geridir (zaten İlk Çağ'dan sonraki çağların hepsi medeniyet, kültür ve teknik bakımlarından İlk Çağ'dan geridir; bu apayrı bir tartışma konusu...)