14 Eylül 2012 Cuma

HALDUNİST TARİH ANLAYIŞIYLA ESKİÇAĞ TARİHİNİ İNCELEMEK

19. yüzyılda Avrupalı tarih filozoflarına kaynaklık eden tarih filozofu İbn Haldûn'un ortaya koyduğu modern tarih anlayışı; ilk bakışta sadece Ortaçağ, Yeni ve Yakın çağlar için uygun bir yöntem olarak görünse de aslında Eskiçağ tarihi de Haldunist tarih anlayışı içerisinde incelenip yorumlanabilir. Oldukça iddialı bir giriş yaptığımın elbette ki farkındayım. Öncelikle Haldunist tarih anlayışını biraz açıklamak gerek.
14. yüzyılın ortaları ile 15. yüzyılın başlarında Kuzey Afrika'da yaşayan Abdurrahman b. Haldûn'un ortaya attığı tarih görüşüne modern tarihçiler tarafından "Haldunist yaklaşım" denilmektedir. İbn Haldûn'un bu yaklaşımına temel olarak baktığımızda tarihin bilimsel olarak incelenmesi gerektiğini, yani tarihin aslında geçmiş zamanların rivayetlerinin anlatılmasından ibaret olmadığını görürüz. İbn Haldûn, tarihi her ne kadar "görünen - görünmeyen" olarak ikiye ayırsa da asıl önemli olan bize göre görünmeyen kısımdır. İbn Haldun'a göre eski tarihçilerin kendi dönemleri için yaptıklarını iyice okuyup anladıktan sonra, söz konusu tarihçi kendi dönemi için yapabilir. Ancak bunun için eski zamanların yaşanılan zamandan farklı olduğunun bilinmesi ve ona göre düşünülmesi, yani olayları olduğu zamanın şartlarına göre düşünmek gerekmektedir. Bu açıdan bakıldığında İbn Haldun'un Mukaddime'de açıkladığı tarih ve tarihçilik görüşünü, bir bakıma "Tarihin Babası" Herodotos'tan aldığını söyleyebiliriz. İbn Haldun, eserinin girişinde (Mukaddime) olayların nedenlerine ve sonuçlarına inilmesi gerektiğini belirtir. Tıpkı Herodotos'un Historia'sının önsözünde olduğu gibi...
İşte bu yüzdendir ki Haldunist tarih yaklaşımı, Eskiçağ tarihi için de kullanılabilir. Çünkü tarih, bir neden-sonuç gelişimi içerisinde sürüp gider. Dolayısıyla bir olaya bakarken onun arka planını ve sebep olduğu olayları da göz ardı etmemek gerek. İşte bu yüzden çalışılan dönemin siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik, coğrafi vs. durumlarının iyi bilinmesi, araştırılması gerekir. Ayrıca, Eskiçağ tarihinde siyasi tarih önemlidir; fakat sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik tarih bize göre daha da önemlidir. Çünkü bu alan, siyasi tarihe de kaynaklık etmektedir. Bu nedenledir ki Eskiçağ sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik tarihi alanlarında özgün çalışmalar verilmelidir. Böylece sürekli birbirini tekrar eden siyasi tarihler, gözden kaçırdıkları veya açıklayamadıkları durumlar hakkında yeni fikirler öne sürebilirler. İşin bu noktasında ise yine İbn Haldun'un Mukaddime'sinde "bir medeniyet için zaruri" olarak gördüğü kurumları, Eskiçağ içerisinde tek tek incelemek gerekmektedir. Söz gelimi, Eskiçağ Anadolu'sunun Ege kıyılarındaki sosyal hayat ile ilgili kurumları bilirsek ve bunlarla ilgili yeni araştırmalar yapıp bu bilgimizi daha da derinleştirirsek, bölgeyle ilgili siyasi tarihlere daha farklı açılardan yaklaşabiliriz.
Haldunist tarih anlayışını, Eskiçağ tarihi için tümüyle ele almak, elbette doğru değildir. Bunun sebebi, İbn Haldun'un "devlet" kavramıyla ilgili görüşleridir. Ona göre devleti insanlar meydana getirdiği için devletin de insanlar gibi doğal bir ömrü vardır. O da tıpkı insanlar gibi doğar, büyür ve ölür; yani kurulur, fetihlerle sınırlarını genişletir-en parlak zamanını yaşar, dağılma ve çöküş dönemlerine girer ve çöker... Fakat diğer yandan söz gelimi büyük bir devletin içinde yaşayan belli bir halk, kendi kültürünü koruyarak eski devletin bir devamını kurduğunda, İbn Haldun'un bu görüşü biraz cevapsız kalır. Yani Haldunist devlet anlayışı, toplumlardaki "süreklilik ilkesi"ni açıklayamamaktadır. Bu açıdan bakıldığında, eğer Büyük Roma İmparatorluğu'nun çöküşünü de Haldunist devlet ve tarih anlayışıyla incelediğimizde bugünkü Avrupa'nın neden kendini Roma'nın mirasçısı saydığını anlayamayız. İşte bu yüzden, Haldunist tarih anlayışını Eskiçağ için ele alırken toplumların ve kültürlerin bu süreklilik ilkesini unutmamak gerekir. Çünkü ölen bir varlık tekrar canlanamaz. Tabii ki reenkarnasyona inanıyorsanız, durum değişir (!). Ancak, bir tarihçi objektif olmalı ve dini inançlarını, siyasi düşüncelerini, dünya görüşünü, ceketini laboratuvara girerken çıkarıp önlüğünü giyen bir laborant gibi, çalışmasını bitirene kadar bir kenara bırakmak ve çalışmasına, yorumuna katmamak zorundadır. Yoksa yapılan iş, tarih olmaktan çıkar. Hatta bu durum Haldunist tarih anlayışını benimseyen bir tarihçi için "kendisiyle çelişme" durumudur. Çünkü Haldunist anlayışın en önemli yanı, "tarihçinin objektifliği" esasıdır.
Sözün kısası, Eskiçağ tarihini de Haldunist tarih yaklaşımı içerisinde incelemenin faydalı olacağı kanısındayım. Eskiçağ tarihinde açıklanamayan durumların açıklanabilmesi için Haldunist anlayışla bakılması gerektiğini düşünüyorum. Bununla birlikte, tarihçi olmak isteyen herkesin İbn Haldun'un Mukaddime'sini okumalarını tavsiye ediyorum...

Erdem YÜKSELEN

31 Temmuz 2012 Salı

NEDEN ESKİÇAĞ TARİHİNE MERAK DUYMALIYIZ?

Başlıktaki sorumuzun birçok sebebi olabilir ve bu sebepler kişiden kişiye değişebilir. Ama bu yazımızda, bu cevapların en genel olanını paylaşacağız. Bir Eskiçağ tarihi tanımı yapmadan önce tarihin nerede veya neyle başladığını anlatmak gerek. Tarih, bilindiği gibi M.Ö. yaklaşık 3000'lerde Sümer'de yazının icadı ile başlamıştır. O günden itibaren başta Sümerliler olmak üzere, tüm Mezopotamya uygarlıkları, daha sonra Anadolu uygarlıkları nihayetinde yazının tüm dünyaya yayılmasıyla birlikte Batı, Doğu, Kuzey ve Güney uygarlıkları tüm devlet kayıtlarını, kendi dillerinde yazmaya başladılar. Yazının binlerce yıllık geçmişinde binlerce değişim oldu, her uygarlık Sümer çivi yazısını alıp kendine uyarlayıp farklı yazı çeşitleri oluşturdular, farklı alfabeler oluşturdular. İşte Eskiçağ tarihinin kaynakları ise İlkçağ boyunca tutulan tüm bu kayıtlardan oluşmakta, bunun yanı sıra söz konusu uygarlıklardaki yazarların, seyyahların yazdığı edebiyat eserleri de var ki tarihe resmî bakış açısı dışından bakan en önemli kaynaklardır.
Eskiçağ tarihine merak duymamızın başında gelen sebeplerden biri işte bu söz konusu kaynakların okunup çevrilmesi, tasnif edilip korunması isteğidir. Dünyanın pek çok yerinde bilinçli gençler, sırf bu istek yüzünden üniversitelerde Eskiçağ uygarlıkların dillerinin öğretildiği bölümleri tercih ediyorlar; tıpkı bizde Latin Dili ve Edebiyatı; Antik Yunan Dili ve Edebiyatı bölümlerini seçen bilinçli gençlerimiz gibi.
Söz konusu Eskiçağ merakımızın bir diğer sebebi de bugün üzerinde yaşadığımız topraklar, bizlerden çok çok önce başka uygarlık ve kavimlerin toprağı, evi, yurduydu. Bir "Türk tarihi" olduğu gibi bir "Anadolu tarihi", "Trakya tarihi", "Ege tarihi", "Akdeniz tarihi" de vardır. Bizler bugün ülkemizi yabancı güçlere kaptırmak istemiyorsak, üzerinde yaşadığımız toprakları sahiplendiğimiz, benimsediğimiz içindir. Ancak bu toprakları benimsemek, sadece kendi milletimize ait olan değerleri sevmek, benimsemek demek değildir; bu topraklarda bizden önce yaşamış olan uygarlıkların (Hitit, Lydia, Phryg, Urartu, Ionia, Roma) eserlerini de benimsemek demektir. Bizler bugün kendimizi "Anadolulu" olarak tabir ediyorsak, Anadolu'da Türklerden önceki uygarlıkların eserlerine ve tarihlerine de sahip çıkmamız gerekmektedir.
Bu Eskiçağ merakının bir diğer nedeni de birçok büyük şehirde insanlar adres tarifi yaparken binlerce yıldır ayakta kalabilmiş olan Yunan, Hellenistik ve Roma dönemlerinin eserlerinden yararlanıyorlar. Sırf bu yüzden, insanların birçoğu bu eski eserleri merak ediyor. Bunların tarihlerini ve öykülerini de kendilerine "tarihçi" diyen bir yığın insandan dinliyor. Bu dinlediklerinin birçoğundan fazlası ya eksik, ya da yalan yanlış bilgiler oluyor. İşte piyasada dolanan bu eksik, hatalı ve yanlış bilgilerin giderilebilmesi için kaliteli birer Eskiçağ Tarihçisi olunup kitaplar, makaleler yayınlamalı, konferanslar vermelidir. Kısacası, yine kendi iyiliğimiz için, yine kendi topraklarımıza sahip çıkabilmek için Eskiçağ Tarihçisi olmalıyız.

22 Haziran 2012 Cuma

ESKİÇAĞ TARİHİ İLE İLGİLİ LİNKLER

Eskiçağ Tarihi ilgili ve meraklıları için bu yazımızda İnternet üzerindeki önemli Eskiçağ Tarihi sitelerinin adreslerini yayınlayacağız. Böyle bir düşünce, genel olarak üniversite öğrencilerinin bu konuda araştırma yaparken kaynak bulma sıkıntısından ortaya çıkmış olup vereceğimiz linklerin birçoğu doğrudan doğruya kütüphane / katalog tarama siteleri olacaktır. Bunların yanı sıra konuyla ilgili araştırma enstitüsü, yayınevi vs. birçok link verilecektir.

Faydalı Linkler:

http://www.kulturturizm.gov.tr/?_Dil=1 (T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı)
http://www.ttk.gov.tr/ (Türk Tarih Kurumu / TTK)
http://turkinst.org/index.html (Türk Eskiçağ Bilimleri Enstitüsü / TEBE)
http://www.istanbularkeoloji.gov.tr/ (İstanbul Arkeoloji Müzeleri)
http://www.iae.org.tr/default.aspx (İstanbul Araştırmaları Enstitüsü); http://www.iae.org.tr/kutuphane/detay.aspx?SectionID=E7dyrH8mOegQ9ToNL3NcQQ%3d%3d&ContentID=pBvT740Sk%2brVztlC6ijbWw%3d%3d (İstanbul Araştırmaları Enstitüsü Kütüphane Tarama)
http://www.beyazitkutup.gov.tr/ (Beyazıt Devlet Kütüphanesi)
http://libunix.ku.edu.tr/ (Koç Üniversitesi Suna Kıraç Kütüphane Katalog Tarama)
http://www.arkeolojisanat.com/tr/index.asp (Arkeoloji ve Sanat Yayınları)
http://www.tarihcikitabevi.com/ (Tarihçi Kitabevi)
http://www.kabalci.com.tr/ (Kabalcı Kitabevi)