8 Ekim 2011 Cumartesi

KAYBEDİLEN DEĞERLERİMİZ

Neden bizim topraklarımızda yapılan tüm ciddi arkeolojik kazı ve araştırmaları yabancı arkeolog ve tarihçiler yapıyor ve neden bulduklarını kendi ülkelerine götürüp bize de bir "sus payı" olabilecek ufak tefek şeyler bırakıyorlar? Bunu düşünen acaba kaç kişi vardır çok merak ediyorum. Sadece sokakta yürüyen halk değil, üniversitelerin Tarih, Arkeoloji, Sanat Tarihi bölümlerinde okuyan öğrencilerimiz neden böyle bir olaya sessiz ve duyarsız kalıyor anlamıyorum. Öğrencilerin bir araya geldiği çeşitli siyasal sivil toplum kuruluşları neden acaba bu soruna hiç değinmiyorlar?
Ülkemiz için hepimizin ta çocukluğundan beri öğrendiği bir ifade vardır: Medeniyetler beşiği... Evet, çok doğru. Bu ifadeyi Mezopotamya'dan sonra en fazla hak eden ülke Türkiye'dir. Medeniyetlerin Beşiği olma durumunu birkaç kanıtla ortaya koymaya çalışalım:
1- Mezopotamya'da M.Ö. 3500 - 3300 veya 3000 civarında icat edilen yazı, Asur koloniciler ve Anadolu uygarlıkları sayesinde Batı, Kuzey, Güney uygarlıklarına yayıldı. Latin alfabesinin ortaya çıkmasındaki kültür taşıyıcılarından biri Phrygler idi. Diğer kültür taşıyıcısı olan Etrüsklerin ise nereden geldikleri tartışmalı olsa da Herodotos'ta bu konu hakkında Etrüsklerin Lydia'dan İtalya'ya göç ettiklerini anlatan bir kayıt mevcuttur. Demek ki Latin alfabesinin ortaya çıkmasında Anadolu'nun da payı var ve Latin alfabesinin bugün kaç ülke, millet ve dil tarafından kullanıldığını söylemeye gerek var mı bilmiyorum.
2- Dünya tarihinde bir "medeni hukuk" kavramından bahsedilirken hep Roma Hukuku'ndan bahsedilir. Evet dünyadaki pek çok ülkenin anayasaları dahil birçok kanunu Roma Hukuku örneklidir. Fakat Roma'dan yüzlerce yıl önce Anadolu'da Hititler, medeni hukukun temelini "tek eşlilik" kavramıyla atmışlar; veraset hukukunda ise Telipinu Fermanı ile oldukça iyi hesaplanmış ve akıllıca bir veraset hukuku geliştirmişlerdir.
3- Pek çok ülkenin kapitalizmle yönetildiği bir gerçektir. Dünya üzerinde "kapital" kavramı insanın ihtiyaç duyduğu malı belli bir alım gücü sayesinde alabildiği günden itibaren mevcuttur. İlla ki bildiğimiz paranın olması şart değil. Eskiçağ'da birkaç buğday tanesi bile kapital olabilirdi. Fakat kapitalist düzende asıl yenilik yine Anadolu'dan geldi: Altın sikkeyi tarihte ilk defa Lydialılar darp ettiler.
4- "Hümanizma ruhu", "siyasi düşünce", "özgür yaşama hakkı", "demokrasi" gibi kavramların daha dünyada adı bilinmezken Ionia demokrasi ile yönetiliyordu.
Bunlar sadece benim aklıma gelen kanıtlar...
Şimdi ilk cümlede sorduğum soruyu tekrarlıyorum: Neden Medeniyetlerin Beşiği'nde Almanlar, İtalyanlar, Fransızlar, İngilizler arkeolojik araştırma yapıp aslan payını kendi ülkelerine götürüyorlar?
Bu durumun nedenini sadece siyasette aramamak gerektiğine inanıyorum. Çünkü bu durum hemen hemen bütün hükümetler döneminde görülüyordu. Bu durumun nedenlerini; siyasetten iç ve dış güvenliğe, sosyo-ekonomik şartlara varana dek pek çok şeyde bulmak mümkün. Hükümetlerin bu tür araştırmalara tam yetki ile izin vermemesi veya izin veriyorsa da kazı heyetlerine mutlaka bir Türk akademisyenin başkanlık etmesini sağlamalı ve o akademisyenin de yabancı akademisyenlere karşı her türlü sosyo-ekonomik hakkını güvence altına alabilmeli, Türk Tarih Kurumu sadece Türk Tarihi'ni değil aynı zamanda Türkiye ve Anadolu tarihini de incelemeli, akademisyenleri bu konuda teşvik etmelidir ve en önemlisi de Türk Tarih Kurumu eskisi gibi özerk bir kurum olmalıdır, üniversitelerin Tarih, Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümleri bir araya gelip çeşitli sempozyum ve konferanslarla olayın vehametini ve önemini tüm öğrencilere ve akademisyenlere ve herkese anlatmalıdır. Tüm bunların yanı sıra öğrencilere düşen görev ise Tarih, Arkeoloji, Sanat Tarihi bölümü mezunları "ben bu bölümde ne iş yapabilirim?" kaygısına düşmeden sadece ve sadece "Vatana Hizmet" aşkıyla akademik kariyer yapmaktır ve ülkemizin toprak altında kalan değerlerini başkaları gün yüzüne çıkarmadan ortaya çıkarmalı ve kaçırılan eserlerimizin peşine düşmelidirler. Hükümetlerin bu konuda alacağı bir diğer önemli önlem ise elbette ki tarihi eser kaçakçılığı ile mücadeleye ağırlık verilmesi olmalıdır; unutulmamalıdır ki kültürünü kaybeden bir halk yavaş yavaş dilini, geleneklerini kaybeder ve yok olur. Evet belki Anadolu toprağı altındakiler Türk kültürüne ait değil, ama onları kaderlerine terk etmek veya tarihi eser kaçakçılarına hafif cezalar vermek sizce de üzerinde yaşadığımız, bizi yediren, içiren, barındıran, giydiren topraklara hakaret ve ihanet değil midir? Türkler bu kadar mı kadir kıymet bilmez bir millet oldular? Kaldı ki o toprakların altında Selçuklulardan, Türk beyliklerinden ve Osmanlılardan kalan nice sayısız eser de yatıyor... Toprak altındaki değerlerimizin kaybolmaması için lütfen herkes biraz daha duyarlı olsun! Bu toprak bizden sadece bunu bekliyor.

2 Ekim 2011 Pazar

ESKİÇAĞ TARİHİNİN KAYNAK DİLLERİ VE ÖNEMİ

"Tarihçilik" dendiği zaman her Tarih Bölümü mezununun yaptığı iş kast edilmez. Bütün mezunların diplomalarının unvan kısmında "Tarihçi" yazması o kişilerin hepsinin birer Tarihçi olduğunu göstermez. Bir kişinin Tarihçi olabilmesi için lisanstan mezun olduktan sonra lisansüstü aşamalarını da başarıyla bitirip konusunda uzmanlaşması ve konusuyla ilgili bir iddiasının olması gerekmektedir. Doğal olarak iddiasını ortaya attıktan sonra da yine lisans döneminde öğrendiği araştırma yöntemleri, kaynak dilleriyle ve lisansüstü aşamalarında konusuyla ilgili kendi geliştirdiği değişik araştırma metot ve teknikleriyle bu iddiasını belgelere dayandırarak ispatlamak zorundadır. İşte bunu yapabilenler her zaman "büyük" olamasalar da "Tarihçi" unvanını hak eden kişilerdir.
Tarihçilikte en önemli nokta hiç kuşkusuz araştırma yöntemlerinin bilinmesidir. Bu yöntemlerin başında ise kaynak dili gelir. Ben nâçizâne bir Eskiçağ gönüllüsü, Eskiçağ sevdalısı olduğumdan, Eskiçağ Tarihi'nin temel kaynak dillerinin öneminden bahsettikten sonra, bir de Eskiçağ Tarihçisine gerekli olan diğer kaynak dilleri de dilimin döndüğü, lisânımın müsaade ettiği ölçüde anlatmaya çalışacağım.
Eskiçağ Tarihi bilindiği gibi genellikle Grek (Hellen) ve Roma uygarlıkları çerçevesinde gelişimini sürdüren bir anabilim dalı olduğu için bir Eskiçağ Tarihçisinin mutlaka ve mutlaka Hellence ve Latince öğrenmesi şarttır. Bu dillerin eğitimini ise lisansüstü aşamasında alabileceği gibi lisans döneminde de öğrenebilir. Hatta lisans döneminde bu dilleri öğrenmesi ve kendisini bu dillerde sürekli geliştirmesi, ilerideki akademik kariyerinde ona büyük bir avantaj sağlamaktadır. Çünkü Roma Tarihi'nin belli başlı ana kaynakları Latince kaleme alınmıştır; bu kaynakları okuyup sonuç çıkarabilmesi için Latince bilmesi şarttır. Hellence içinse Batı Anadolu ve Eski Yunan uygarlıklarından bahseden tarihi kaynakların Hellence olmasından dolayı Latince'den sonra en önemli ikinci dildir. Ayrıca  Latince, bugünkü pek çok modern Batı (Avrupa) dillerinin atası olduğu için, Latince öğrenmek modern Batı dillerinin öğrenimini de kolaylaştırmaktadır.
Latince ve Hellence'nin önemini kavrayan ve bu dilleri öğrenen Eskiçağ Tarihi sevdalısı öğrenci, Eskiçağ Tarihinde kendisine coğrafi ve tarihsel dönem olarak sınırladığı alan ile ilgili eğer varsa diğer dilleri de öğrenmek durumundadır. Bu açıdan Eskiçağ Tarihi ile ilgili diğer dillere de bakmakta fayda vardır:
Arapça ve Farsça kaleme alınan bazı İslam tarihi kaynaklarında, bazı yazarlar eserlerini bir "dünya tarihi" sıralamasıyla düşünüp yazdıklarından dolayı bu tür bazı kaynaklarda Eski Yunan uygarlıkları, Romalılar ve Bizanslılar hakkında bilgilere rastlamak mümkündür. Bu açıdan bir Eskiçağ sevdalısının Latince ve Hellence'den sonra bu bağlamda Arapça ve Farsça öğrenmesi, onun akademik kariyerine bir artı değer katacaktır. Ancak, bu tür kaynakların yazarlarının Müslüman olmalarından ve bahsettikleri Eski Yunan ve Roma uygarlıklarının politeist inançlara sahip olmasından ötürü bu kaynakların bilgilerine şüpheyle yaklaşılmalıdır.
Kaynak dillerinden sonra bir diğer önemli nokta ise modern literatürde araştırma ve tarama yapmaktır. Sonuçta gerçek Tarihçiler sadece ana kaynaklarla yetinmeyip modern literatürden de yararlanırlar. Bu bağlamda Eskiçağ Tarihi'nde önemli araştırmalara imza atan milletlerin dillerini öğrenmek ilk adımı oluşturabilir. İngilizce öğrenmenin her şeyin başı ve doğal olarak akademik kariyerin de anahtarı olmasından dolayı, akademik kariyer yapacak olan bir kişiye "git İngilizce öğren" denmesinin gerçekten yersiz bir şaka olduğuna inanmaktayım. O kişi İngilizce öğrenmesi gerektiğini zaten bilir. Eskiçağ Tarihi'nde önemli araştırmalara imza atan milletlere gelince; Demirçağ Anadolu uygarlıklarını gün yüzüne çıkartmaları bakımından Almanların bu konudaki çalışmaları bir hayli önemlidir. Dolayısıyla konuyla ilgili olarak Almanca öğrenilmesi de araştırmacıya bir kolaylık sağlayacaktır. Bunun dışında genel olarak Fransızca, İtalyanca ve modern Yunanca öğrenmek gerçekten büyük kolaylıklar sağlayacaktır. Bu dillerin öğrenilmesiyle ilgili zamanlamayı ayarlamak tamamen kişiye özgüdür; fakat kaynak dillerinin mutlak suretle en erken olan vakitte öğrenilmesi temel şarttır.

NOT: Amor patria mei lex; itaque Historicus ero! (Orijial dili: Latince, Türkçesi: Vatan sevgisi kuralımdır; bu yüzden Tarihçi olacağım!)