19 Ağustos 2011 Cuma

ANADOLU'MUZUN TARİHİ SERÜVENİNDE ANALARIMIZ

Üzerinde yaşadığımız coğrafyanın insanlarına, özellikle de erkeklere neler olduğunu anlamakta zorluk çekiyorum, şu günlerde. Bizler nasıl bu hale gelebildik, anlayamıyorum.
Kadına şiddet, aile içi şiddette Avrupa ve Dünya sıralamalarında üst sıralarda yer almayı başarabilirken başka konularda hep alt sıralardayız. Kadınlarımıza yaptığımız şiddet bana göre, bir Tarih öğrencisi olarak, "Tarihe ihanet"; daha da önemlisi "üzerinde yaşadığımız Anadolu ve Trakya topraklarına ihanet" anlamına geliyor.
Anadolu'muz taa Demirçağ'dan itibaren, hep ANA-ERKİL toplum yapısına sahipti. Hititler, Phrygler, Lydialılar, Urartular... Bunlar Anadolu'ya göç yoluyla gelen uygarlıklar; fakat Luwiler bu toprakların yerlileri ve onlar da ANA-ERKİL... Phryglerin en önemli tanrıçaları MATAR (Türkçesi Anne) idi. Matar; Yunanlılara geçince adı KYBELE oldu, daha sonra Romalılar aynı ANA'ya Magna Mater (Büyük Anne) adını verdiler... Düşünün, bu topraklardan olmayan Roma bile bu tanrıçaya ANA diyor ve önüne bir de "büyük" sıfatını ekliyor. "Anadolu" ismi bile bana bir ANA-ERKİL toplum yapısını ifade ediyor: Hem meşhur "Ana, dolu!" sözleriyle biten efsanesiyle; hem de orijinal ismi olan ANATOLIA ile...
Peki, ne oldu da değişti bu toprakların insanları? Türkler, yani biz, bu toprakların yerli ahalisi değiliz elbette. Bu gerçeği her ne kadar kendilerine yalan yanlış bir Tarih öğretilse bile ilkokul öğrencileri bile biliyor artık. Bizler, kendi ANA vatanımızdan ata yurdumuzdan çeşitli sebeplerle koptuk. Çeşitli şekillerde bu topraklara girdik: Çağrı Bey'in 1016 keşif seferiyle tanıdık bu coğrafyayı, ardından Pasinler ve 1071 Malazgirt Ovası... Tabii bu arada, bizler, yani Türkler bu söylediğim tarihlerde çoktan Müslüman olmuştuk; yani oldurulmuştuk. Fakat her zaman kendi öz kültürümüzü korumaya çalıştık. İlk zamanlar bu topraklarda ANAmıza, bacımıza, kadınımıza, kızımıza, eşimize tek kötü söz söylemedik. Kaldı ki ata yurdumuzdayken onlarla birlikte boy yönettik, devleti emanet ettik! Erkek seferdeyken Kurultay'a başkanlık eden de ANAmızdı; bugün çeşitli yollarla bastırılmaya çalışılan, sesi kısılmaya çalışılan da ANAmız! Bizler bu coğrafyada zaman içerisinde öylesine yozlaştık ki öğrencilerin demokratik yollardan hak arayışlarında bir bacımızı tekmeleyerek ANA olmaktan mahrum bıraktık!
Birçokları bizim İslamiyet'i kabul ettiğimiz günden beri bu durumda olduğumuzu iddia ediyor. Bu konunun uzmanı elbette ben değilim; araştırılıp üzerinde tartışılabilecek bir konu. Fakat ilk Müslüman - Türk devletlerinden olan Karahanlılar ve Selçuklulara bakacak olursak bu iddianın tutarsız olduğu görülür. Yukarıda da söylediğim gibi Müslümanlık bize kabul ettirilse bile ilk zamanlar öz kültürümüzü korumayı bildik. Bize ne olduysa çok sonraları oldu... Net bir tarih veremem; ama iyi biliyorum ki İlkçağ'da, Ortaçağ'da, Yeniçağ'da olmadı; ne olduysa bize Yakınçağ'da oldu. ANAmıza, ANA adaylarımıza, bacımıza, kadınımıza yaptıklarımızın birçoğu İslamiyet adına yapılıyor ve yapanlar da dindar (!), Müslüman (!) sayılıyor... Unutulmamalıdır ki:
"Cennet ANAların ayakları altındadır!" (İslam dini peygamberi Hz. Muhammed -s.a.v.-)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder